"Receb ayının ilk Cum'a gecesine Regâib gecesi denir. Bazı âlimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrama kavuşmuş olmakla, Yüce Allah'a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır. Peygamber Efendimizin -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu Regâib gecesinde, ana rahmine düşmüş olduğuna dâir olan bir rivayet uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Âmine'nin, Peygamber Efendimiz'e hâmile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebep ne olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regâib, istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir. "Râğibe" kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet veya mendup olması hakkında kuvvetli bir delil bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp, cemâatle namaz kılınması bid'at sayılmaktadır. Zaten, Teravihten başka hiçbir nafile namazın, çağrışarak cemâatle kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan, iki üç kimsenin bu gibi namazları cemâatle klimaları câİZ görülmüştür." (islâm ilmihali, Ö. Nasuhi Bilmen s: 207) Receb'in İlk Cum'a Gecesinde Allah'ın Mağfireti Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular: "Receb, Allah Teâlâ'nın ayıdır. Şaban benim ayımdır. Ramazan benim ümmetimin ayıdır." Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e: -Yâ RasûlâllâhL. Receb, Allah Teâlâ'nın ayıdır, ne demektir? diye sorulan suâle, Allah Rasûlü: -Receb, Allah Teâlâ'nın ayıdır. Çünkü Receb Hakk'ın mağfiretine mahsûs bir aydır. Bu ayda insanlar kan dökmekten men' olunur. Bu ayda çarpışmaya izin yoktur. Bu ayda Allah Teâlâ, Peygamberlerin -aleyhimüsselâm- dualarını kabul etmiştir. Yine bu ayda Allah Teâlâ, evliyasını düşmanlarının elinden kurtarmıştır. Bir kimse Recep ayında oruç tutsa, Allah Teâlâ tarafından üç türlü lütuf ve inayete mazhâr olur. Bunlardan biri, Allah Teâlâ onun geçmiş günahlarının tümünü mağfiret eder. İkincisi, hayatının bundan sonraki safhalarında da onu korur. Üçüncüsü, mahşer yerinde susuzluktan emîn olur." buyurduğunda, orada bulunanlardan yaşlı, pîr-i fânî bir zât ayağa kalkıp; -Yâ Rasûlâllâh! Ben Recep ayının hepsini tutamam, dediğinde, Râsûl-i Ekrem -sallallâhu alleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: -Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar, on misli yazılır. Fakat sen, Receb-i şerifin ilk Cum'a gecesinde gafil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. O gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kabe etrafında toplanırlar. Allah Teâlâ onların bu toplanmaları üzerine onlara hitaben: -Ey meleklerim, dilediğinizi benden isteyiniz!., buyurur. Onlar: -Yâ RabbiL istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir, deyip isteklerini arz ederler. Allah Teâlâ: -Ben Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim, buyurur." (Gunye 1 /181-182)
Mübarek üç ayların birincisidir. "Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban. Ve belliğnâ Ramazan."duası her gün en az bir defa okunmalı. * Bu ayda yapılacak her hayırlı işin sevabı kat kat verilir. * Bu ayda oruç tutmak pek faziletlidir. * Sadaka verek, fakirleri sevindirmek -Ramazan müstesna- diğer aylardan daha değerli ve daha ecirlidir. * Bu ayda otuz rek'atlık nafile bir namaz vardır, kılınmalıdır. * Bu ayın ilk Cum'a gecesi, Regâib gecesidir. * Yırmiyedinci gecesi, Mi'raç gecesidir. Tevbe, ibâdet ve dualarla değerlendirilmelidir.
Receb Ayının Fazîieti
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Allah Teâlâ katında ayların sayısı on ikidir. Bu, Allah'ın kitabında gökleri ve yeri yarattığı günden beri böyledir. Bu aylardan dört tanesi haram (hürmetli) aylardır. Biri Allah'ın esam ayı denilen Receb'tir... Diğer üç tanesi peşpeşe olup, şunlardır: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem... " "Recep Allah'ın ayıdır, Şaban benim ayırtıdır ve Ramazan da ümmetimin ayıdır. Kim Recep ayında inanarak ve sevabını Allâh'dan bekleyerek, bir gün oruç tutarsa, Allah'ın büyük rızâsına hak kazanır. Firdevs Cenneti'nin en üst katına yerleşir. İki gün oruç tutarsa, iki kat mükâfat verilir ve her katın ağırlığı dünya dağları gibidir. Üç gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ onunla Cehennem arasına bir hendek açar ki, uzunluğu bir senelik yoldur. Dört gün oruç tutarsa, delirmek, cüzzam ve baras hastalıkları belâlarından ve Mesîhü'd-deccâl fitnesinden de kurtulur. Beş gün oruç tutan kimse, kabir azabından emîn olur, korunur. Altı gün oruç tutarsa, kıyamet günü kabrinden kalkarken yüzü, on-dördüncü gecedeki aydan daha parlak (nurlu) olarak kalkar. Yedi gün oruç tutarsa -Cehennemin yedi kapısı vardır- Allah Teâlâ, Recebin günlerinden her birinin orucu sebebiyle Cehennemin kapılarından birini kapar. Bütün kapılar kapanmış olur. Sekiz gün oruç tutarsa -Cennet'in sekiz kapısı vardır- her günü için Ailâh Teâlâ, Cennet kapılarından birini açar. Dokuz gün oruç tutan kimse, kabrinden kalkarken "Eşhedü enlâ ilahe illallah!" diyerek kalkar ve yüzü Cennet'ten başka bir tarafa döndürülmez. On gün oruç tutarsa, Allah onun için Sırat köprüsünde her gece üzerinde istirahat edeceği bir yatak serer. Onbir gün oruç tutarsa, kıyamet günü ondan daha faziletli biri görülmez. Meğer ki, onun kadar veya daha fazla oruç tutmuş ola!.. Oniki gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ ona kıyamet günü iki hülle giydirir. Bir hulle(nin kıymeti), dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Onüç gün oruç tutarsa, Kıyamet günü insanlar çok sıkıntıda iken Arşın gölgesinde ona bir sofra kurulur ve o, o sofradan yer. Ondört gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ ona hiçbir gözün görmediği, kulağın duymadığı, bir beşerin kalbinden geçmeyen ihsanlarda bulunur. Bir kimse bu ayda, onbeş gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ kıyamet gününde onu güvende olan kimselerin durduğu yerde bulundurur. Onun yanından geçen mukarreb melek veya Nebiyy-i mürsel ona şöyle der: «-Ne mutlu sana!.. Sen emîn kimselerdensin!..» (Bir başka rivayette, onbeş günden fazla tutan için denilmiştir ki:) "Bir kimse Receb'den onaltı gün oruç tutsa, Allah Teâlâ'yı ilk ziyaret edenlerden olur. O'na nazır ve O'nun kelâmını ilk işitenlerden olur. Onyedi gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ, Sırat'ın her mil mesafesinde istirahat edeceği bir yeri o kimse için hazırlatır ve o kimse orada istirahat eder. Onsekiz gün oruç tutsa, İbrahim -aleyhisselâm-'ın köşküne yakın bir köşke alınır. Keza bu ayda ondokuz gün oruç tutan kimse için Hak Teâlâ Cennette İbrahim ve Âdem -aieyhimüsselâm-'ın sarayları karşısına bir saray bina eder. O, o iki zâta selâm verir, onlar da kendisine selam verir, alırlar. Receb ayından yirmi gün oruç tutan kimseye semâdan bir seslenici: «-Ey Allah'ın kulu, Allah Teâlâ senin geçmiş günahlarını bağışladı. Kalan ömrün için iyi ameller işlemeye bak.» diye seslenir." (Gunye 1/175-176)
Yusuf Demireşik
Receb Ayında Oruç
Ali bin Ebî Tâlib -kerremallâhu vecheh- Rasûlullâh -sallâllâ-hu aleyhi ve seli em-'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Receb ayı büyük bir aydır. O ayda bir gün oruç tutan kimse için, Allah Teâlâ bin sene oruç tutmuş gibi sevap yazar. İki gün oruç tutana, iki bin sene oruç tutma sevabı yazar. Üç gün oruç tutan kimse için Allah Teâlâ üç bin sene oruç tutmuş gibi sevap yazar. Yedi gün oruç tutan kimseye Cehennem kapıları kapanır. Sekiz gün oruç tutan kimseye, Cennetin sekiz kapısı açılır, istediği kapıdan içeriye girer. Onbeş gün oruç tutan kimsenin günahları hasenata çevrilir. Semâdan bir münâdî, «Geçmiş günahların afv olunmuştur. Amelini yenile. Kalan ömrün için ibâdetlerine devam et!» diye seslenir. Her kim Recep ayında oruç tutmayı arttırır ise, Allah Teâlâ da ona ihsanını arttırır. (Gunye 1/176) Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır: "Receb'den bir gün oruç tutan kimse, otuz sene oruç tutmuş gibi sevaba nail olur." (Gunye, 1 /'ne) Mûsâ bin imrân, Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-'dan şöyle dinlediğini rivayet ediyor: Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır ki: "Cennette Recep isminde bir nehir vardır. Sütten beyaz, baldan daha tatlı.. Bir kimse, Receb ayında bir gün oruç tutsa, Allah Teâlâ bu nehirden ona içirir." (Gunye 1/178) "Receb Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır." (Gunye 1/178)
Receb Ayının Birinci Gününün Orucu ve Gecesinin Önemi
Ebû Zerr -radıyallâhu anh-'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: "Bir kimse, Receb'in birinci gününü oruçlu geçirse, bir aylık oruç tutmuş gibi sevâb verilir. Yedi gün oruç tutsa, yedi Cehennemin kapıları kapanır. Sekiz gün oruç tutsa, sekiz Cennetin kapıları onun için açılır. On gün oruç tutsa, Allah Teâlâ günahlarını hasenata çevirir. On sekiz gün oruç tutsa, semâdan bir seslenici: «-Geçmiş günahların bağışlandı. İyi amellerine devam et!..» diye seslenir." buyurmuştur. (Gunye, 1 /179) Selame bin Kays, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir kimse, Receb'in ilk günü oruç tutsa, Allah Teâlâ, onun o orucunu altmış yıllık günahlarına keffâret kılar. Onbeş gün oruç tutan kimsenin Allah Teâlâ kıyamet günü hesabını kolaylaştırır. Receb ayını otuz gün oruçlu geçiren kimse için, Allah Teâlâ kendisinden razı olduğunu ve onun cezalandırılmayacağını yazar." (Gunye, 1/179) Ömer bin Abdilazîz'in -radıyallâhu anh-, Basra valisi olan Haccâc bin Ertad'a yazdığı mektupta ; "Senede dört geceye dikkat edip, ibâdetle geçirmen lâzımdır. Allah Teâlâ o gecelerde rahmetini bol bol saçar. Bu geceler: Receb'in birinci gecesi, Şaban'm on beşinci gecesi, Ramazan'in yirmi yedinci gecesi ve Ramazan bayramı gecesidir." diye yazdığı bildirilmiştir. (Gunye, 1/179) Receb Ayının İlk Üç Günü Tutulacak Orucun Fazîleti Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyorlar: "Receb-i şerîf'in birinci gününde oruç tutmak, üç senelik; ikinci günü sâim (oruçlu) olmak iki senelik, yine şehr-i mezkûrun (bu ayın) üçüncü günü oruçlu bulunmak, bir senelik günâh-ı sağîreye (küçük günahlara) keffâret olur. Bunlardan sonra beher günü bir aylık sagîyr (küçük) günahın afv ve mağfiretine (bağışlanmasına) medar olur." (Kenzö'l-İrfan s: 27 Süyûtî'nin Câmiü's-Sağîr'inden)
Yusuf Demireşik
Receb Ayında Diğer Salih Ameller
Abdullah bin Zübeyr -radıyallâhu anhümâ- şöyle demiştir: "Bir kimse, Allah Teâlâ'nın ayı olan Receb'de bir mümin kardeşini, gam ve üzüntüden kurtarsa, Allah ona Firdevs Cennetinde gözünün görebildiği kadar büyük bir saray ihsan eder. Dikkat ediniz! Receb ayına hürmet ve ikram ediniz ki, Allah Teâlâ bin türlü kerametle size ikram ve ihsan etsin." (Gunye 1/178) Selâme bin Kays'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: "Bir kimse, Receb ayında sadaka verse, Allah onu, yuvasından çıkan ve ölünceye kadar havada uçan karganın, yuvasından uzaklaştığı kadar Cehennem'den uzak eder." buyurmuştur. Bazıları, karga beş yüz yıl yaşar, demişlerdir. (Gunye, 1/178) Recep Ayında Kılınacak 30 Rek'at Namaz Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh- hazretleri şöyle anlatmıştır: Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Receb ayının hilâlini görünce, Selmân-ı Fârisî-radıyallâhu anh-'e hitaben buyurdular ki: "-Ey Selmân, erkek ve kadın müminlerden biri, Receb'de otuz rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okusa, Allah Teâlâ onun günahlarını siler ve °na ayın tamamında oruç tutmuş gibi sevap verir. O kimse gelecek yıla kadar namazlarını (bırakmadan) kılanlardan olur. Her gün için Bedir şehidlerinden bir şehidin ameli miktarı ameli yükseltilir. Recep ayında tuttuğu bir gün oruç için bir senelik ibâdet sevabı yazılır. Derecesi bin kat yükseltilir. Eğer Receb ayının tamamını oruçlu geçirir ve bu namazı da kılarsa, Allah onu Cehennemden kurtarır, Cennete nail eder ve orada Hakk'ın yakînından olur. Bunu bana Cebrail -aleyhisselâm- bildirdi ve şöyle dedi: "-Yâ Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-!.. Bu namaz sizinle müşrikler ve münafıklar arasında bir alâmettir. Çünkü münafıklar bu namazı kılmazlar." Selmân -radıyallâhu anh- der ki: «-Yâ Rasûlâllâh! Bu namazı nasıl ve ne zaman kılayım?» dediğimde, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: -Ya Selman! Recebin başında on rekat kılarsın. Her rekatta bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okursun. Selâm verdiğinde ellerini kaldırıp ; Lâ ilahe illallâhu vahdehü lâşerîkeleh. Lehülmülkü ve le-hül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün la yemûtü, bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadir. Allâhümme lâ mania I imâ a'teyte velâ mu'tiye limâ me-na'te."der ve ellerini yüzüne sürersin. Ayın ortasında on rekat daha kılar ve onun da her rekatında bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okursun. Selâm verince iki elini semâya kaldırır ve: Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâşerîkeleh. Lehülmülkü ve le-hül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü, bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr. İlahen vahiden ferden sameden vitren. Ve lem yettehız sâhibeten velâ veledâ"deyip ellerini yüzüne sürersin. Ayın sonunda da, on rekat kılar, her rekatta bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okur, selâm verdiğinde ellerini kaldırıp: "L.â ilahe illallâhu vahdehû lâşerîkeleh. Lehülmülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü, bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadir. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihittâ-hirîyne velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm." diye duâ edersin. Bu duanın sonunda dilediğini Allah -azze ve celle-'den iste. Duan kabul edilecektir. Allah Teâlâ seninle Cehennem arasında yetmiş hendek hâsıl eder, her hendeğin arası, yer ile gök arası mesafe kadardır. Ve kıldığın bu namazın her rekatı için, bir milyon rekat sevabı yazılır. Ve Cehennemden afv beratı yazılır. Sırattan geçmene yol verilir." Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh-: -Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in hadîsindeki bu ziyâdeyi işitince duygulandım, secdeye kapandım, Allah'a şükür secdesi yaptım, demiştir." (Gunye 1 /180-181)
Kelebek mutlu olmasına mutludur ama hiçbir meltem, hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta! Böylece kelebek şunu anlar; "Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir." Böylece adam şunu anlar:
"Hiçbir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız." O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar. Ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki "Hiçbir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir." Adamsa artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine.
Herkes birşeyler yaşar; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış. Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına bir yol verir, aynı zamanda düşüncelerine de...
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki gün eşi severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler
bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın
diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.
Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :
- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
Hande cevap verdi :
- G eçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler
güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı, belki de
bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi. Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.
Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,
Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'i n. Hande ile konuşmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu.
Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü
ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç
sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
Hande'ye gülümsüyordu.
- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası
her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...
- Bu soğukta ?
Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever.
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
"Annen hasta mı?" dedi.
"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla
geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer
utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun
okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çe kiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.
"Bir şeyler yapalım anne" dedi.
O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögreti yor. Bir kızı var
adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
2001 yılında kardeşimiz Fehd, Halit isimli bir arkadaşıyla birlikte tedavi maksadıyla Bahreyn’e seyahat etti. Her ikisi de salih insanlardı.
Bahreyn’e ulaştıklarında oradaki bir otelde konakladılar. Halit yorgunluktan dolayı hemen uykuya teslim olmuştu. Fehd ise tek başına dışarı çıkıp yürüdü ve karnını doyuracak bir lokanta aradı.
Bundan sonrasını Fehd şöyle anlatıyor:
Ben neredeyse yolun ortasından bu şekilde yürürken, küçük ama çok kalabalık bir lokanta dikkatimi çekti. Kendi kendime, eğer bu lokanta seçkin bir mekan olmasaydı, dar olmasına rağmen bu kadar insan ona rağbet etmezdi, diye düşünerek oraya yöneldim. Kapıyı iterek içeri girdim ve sağıma soluma bakınarak oturacak boş bir yer aradım. Fakat maalesef hiç boş yer bulamadım.
O esnada lokanta müdürünü karşımda buldum. Gülümseyerek beni karşıladı ve “Pencere önünde sana özel bir masa hazırlatmamı ister misin?” dedi.
Ben ise hiç tereddüt etmeden “Evet, lütfen” dedim.
Böylece tek başıma oturup yemeği beklemeye başladım.
Tam bu sırada lokantanın önünde son derece lüks bir otomobil durdu. İçinden zengin olduğu her halinden belli olan araba sahibi indi. Lokantadaki görevlilerden birkaçı kendisini karşılamak üzere hemen ona doğru koşuşturdular.
Adam beni görünce, bakışlarını üzerimden ayırmadı ve beni süzmeye başladı. Sonunda yanıma geldi ve oturmak için izin istedi. Ben de oturabileceğini söyledim.
Karşıma oturduğunda ağzından çok kötü bir koku gelmeye başladı. Ben sonunda sandalyemi yan çevirerek oturdum ki, ondan uzaklaşabileyim. Ama bunun bile faydası olmamıştı.
Bir süre devam eden suskunluğu ilk bozan o olmuştu. Bana “Üstadım, benim kötü ağız kokumdan rahatsız oldun, değil mi?” deyince, ben kibarca “Evet doğru” dedim.
Adam, “Üstadım, ben on iki senelik bir alkoliğim ve alkolü bırakmayı başaramıyorum. Damarlarımda alkol akarken onu nasıl bırakabilirim ki?!” diyerek karşılık verdi.
Ben adama, “La havle vel la kuvvete illa billah. Gerçekten zor bir durum” dedim.
Öylece suskun vaziyette kaldık. Birkaç saniye sonra adam üfleyip püflemeye ve uzun uzun iç geçirmeye başladı. Bunun üzerine ben ona, “Estağfirullah kardeşim, üfleyip püflemek yerine Allah’ı anıp seni bu sıkıntılı durumdan kurtarması, içini rahatlatması ve içinde bulunduğun belaya karşı sana yardım etmesi için dua etmelisin” dedim.
Adam , “Üstadım, benim milyarlarım var. Evliyim ve beş tane de çocuğum var; ne beni ziyaret ederler ne de telefon yoluyla bile olsa hatırımı sorarlar!!” diyerek şikayet etmeye ve içini dökmeye başladı. Ardından, “Allah uyuşturuculara lanet etsin” diye iki kez tekrarladı.
Ben onun sözünü keserek, “Olayın uyuşturucuyla ne ilgisi var” deyince, “Ben bir uyuşturucu kaçakçısıyım, üstadım” dedi. Şaşırıp kalmış ve dehşete düşmüştüm. “Eğer gitmemi istiyorsan hemen giderim, sana kızmam” dedi.
Hayretle karışık kısa bir suskunluktan sonra “Hayır, otur yemeğimizi yiyelim” dedim.
Birkaç saniye geçmeden yemeğimiz geldi ve karnımızı doyurduk. Ardından garson hesabı getirdi. Milyoner adam elini cebine sokarak bir tomar kağıt para çıkardı ve onları masaya, benim önüme koyarak şöyle dedi: “Bak üstadım, burada tam otuz iki bin dolar var. Hepsi de haram yoldan kazanıldı. Faturayı sen öde ki, Allah beni senin temiz ve helal malından yemekle nasiplendirsin.
Faturayı ödedim ve dışarı çıktık. Milyoner bana “Üstadım, benim sana gerçekten ihtiyacım var. Ne olur, yalvarırım beni bu şaşkınlık ve azab içinde bırakıp gitme” dedi.
Ona “Merak etme, Allah’ın izniyle, gücüm yettiği derecede sana yardımcı olacağım” diye karşılık verdim.
Adam, “Ben sana kendimi çok yakın hissettim. Seninle oturunca rahatladım. Hadi senin seçeceğin herhangi bir yere gidip oturalım” deyince ona, “Şimdi olmaz, ama yarın sabah seninle buluşmak üzere tekrar dönerim inşallah. Yolculuktan dolayı bugün yorgunum. Ayrıca arkadaşımı da otelde tek başına bıraktım. Belki de şu an beni merak ediyordur” dedim.
Çehresi değişti. Üzüldüğü anlaşılıyordu. “Tamam, tamam. Şu kartımı al, üzerinde telefon numaram var” dedi. Kartı ondan alarak otele yöneldim. Biraz sonra aynı adam arabasıyla yanımdan geçerken, arabayı durdurarak camı açtı ve bana seslenerek “Üstadım beni mazur gör. Azim olan Allah’a yemin olsun ki, yanıma binmenden şeref duyarım. Ne var ki, bu arabayı haram malla aldım. Neyim varsa, hepsi haram içinde haram. Seni haram bir koltuğa oturtmak istemiyorum” dedi ve yoluna devam etti.
Otele vardığımda arkadaşım Halid uyanmıştı. Milyoner adamla aramda geçenleri ona anlattım. Halid adama çok şaşırdı. Birlikte onu kahvaltıya çağırmaya ve bu vesileyle kendisini hayra, hidayete ve ıslaha yöneltmek için bir şeyler yapmaya verdik.
Sabah saat dokuzda milyoner adamı arayarak, kalığımız otele kahvaltıya davet ettim. Hemen geldi ve birlikte oturduk. Arkadaşım Halid ona güzel ve etkileyici sözlerle öğüt ve telkinde bulundu. Adamın gerçekten de son derece etkilendiği her halinden belliydi. Gözlerinin dolduğunu ve gözyaşlarının yanaklarına taştığını gördüm.
Sonunda milyoner adam ellerini göğe açarak “Allah’ım senden bağışlanma diliyorum. Allah’ım, beni bağışla, beni bağışla” demeye başladı.
Kendisine umre yapmak üzere Beytullahı ziyaret etmeyi teklif ettim. Ona umrenin faziletlerinden ve olumlu psikolojik etkilerinden bahsettim.
Adam, kendisine düşünmek için zaman tanımamızı, öğlen saat birden önce bizi arayarak cevap vereceğini söyledikten sonra ayrıldı.
Saat tam on iki’de odanın telefonu çalmaya başladı. Halid ahizeyi kaldırdı ve bana arayan kişinin milyoner arkadaşımız olduğunu işaret etti. Halid ona umre için yanına bir kuruş bile almamasını şart koştu.
Akşam saat dokuz buçukta üçümüz Mekke’ye doğru yola çıktık. Mîkat’a vardığımızda adam üzerindeki elbiseleri çıkararak kendisi için satın aldığımız ihramı giydi ve çıkardığı tüm elbiseleri çöpe atarak, “Bu haram kıyafetlerin benim vücudumu terk etmeleri gerekir” dedi. Umre görevini yerine getirdikten sonra ihramlarımızı çıkarmak için Harem’den çıkmaya ve kalacak bir yer aramaya karar verdik. Fakat adam üzgün bir sesle “Beni burada bırakın oturayım, siz gidin” dedi. Biz de, “Tabi ki” dedik ve ona yerinden ayrılmamasını tembihledik.
Bir saati aşkın bir vakitten sonra aynı yere döndüğümüzde, arkadaşımızın yerinde ve uyuyor vaziyette bulduk. Ter içerisinde kalmıştı. Onu uykudan uyandırarak zemzem kuyusuna götürdük. Sudan içtikten sonra üzerine de dökmemizi istedi. Biz de tüm vücudu ıslanana dek üzerine zemzem döktük.
Ardından, dinlenmek üzere konaklayacağımız yere gittik. Ama o birkaç dakika sonra Harem’e dönmek için bizden izin istedi. Biz de gidebileceğini söyledik. On riyale aldığımız basit elbiseleri giydikten sonra Hareme gitmek üzere çıktı. Daha önce giydiği elbiselerin değeri beş yüz riyalin üzerinde idi.
Sabah namazından sonra Haremde onunla karşılaştık. Kendisine selam verdik. O anda yüzünde parlayan aydınlığı ve huzurlu gülümseyişi fark ettik. Bizden, özel bir zaruretten dolayı kendisini harem imamlarından birine götürmemizi talep etti.
Epeyce çabaladıktan sonra, yatsı namazının ardından bürosunda görüşmek üzere Harem imamlarından birinden randevu almayı başardık.
Vakit gelince hep birlikte bizi bekleyen imamın yanına girerek kendisine selam verdik. Ardından, arkadaşımız imama yaklaşarak, “Değerli hocam! Benim üç milyon dolarım var ve hepsi haram yolla kazanılmış. Bugün ise ben Allah’a tevbe ettim ve ona yöneldim. Bu paraları ne yapmamı tavsiye edersiniz?” dedi.
Şeyh büyük bir sükunetle “Onları fakirlere ve muhtaçlara verirsin” dedi.
Milyoner, “Miktar çok fazla ve ben bu kadar miktarı nasıl dağıtacağımı bilemiyorum. Bana yardım edemez misiniz?” dedi.
Şeyh “Seni bazı hayırseverlere götürürüm onlar bu malın dağıtımında sana yardımcı olurlar” dedi.
Aynı gün Bahreyn’e dönerek paraları bir Suud bankasına aktardık. İki gün sonra Mekke’ye döndük ve orada üç gün daha kaldıktan sonra Kuveyt’e geri dönmemiz gerektiğini söyleyerek arkadaşımızla vedalaştık. Birkaç gün sonra geri döneceğimize dair de ona söz verdik.
Söylediğimiz gibi dört gün sonra Mekke’ye geri döndük. Uzunca bir arayıştan sonra bir zamanlar milyoner olan arkadaşımızı orada Harem’deki geçitlerden birinde Harem’de temizlik görevlisi olanlara ait bir kıyafetle ve elinde süpürgeyle bulduk. O esnada koridoru süpürmekteydi. Onunla sıcak bir biçimde kucaklaştık. O ise bir taraftan bizi görmekten duyduğu hoşnutluğu sergilerken bir taraftan da, hadi beni tebrik etsenize, tebrik etsenize, diyordu. Kendisine “Seni niye tebrik edeceğiz?” diye sorduğumuzda, “Çünkü burada Harem’de temizlik görevlisi oldum. Altı yüz riyal de maaş alacağım. Ayrıca barınma yerim ve gidiş geliş masraflarım onlara ait. Kaldığım yer küçük bir oda Afrika’lı iki kardeşle paylaşıyoruz orayı."
Biz de onu kendisine helal kazanç getirecek olan bu görevden dolayı tebrik ettik.
Bugün olayın üzerinden tam bir sene geçti ve bu şahıs halen Harem’de temizlik işçisi. Şu an Allah’ın aziz kitabını, Sahihi Buhari’yi ve Sahihi Muslim’i ezberlemekle meşgul…
Allahu Teala şöyle buyurur: “Rabbimiz Allah deyip sonra (bunun gereği neyse) dosdoğru yerine getirenlerin üzerine melekler inerler ve korkmayın, üzülmeyin ve size vaat edilmiş olan cennetle sevinin, derler.” (Fussilet: 30)