Gelincik'le Hayat'a Dair Paylaşımlar'a Hoşgeldiniz

6/7/2008 - HİFA HATUN

Kategori: DINI HIKAYELER
*Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun
başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine
samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi
olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi
ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.
Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın
hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi

bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece ALLAH'ın rızasını diler.

Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi
cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı
sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp 'Ey
ALLAH'ın Resûlü' der, 'bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.' Doğrusu

o, Peygamber Efendimiz'in (sallALLAHu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç
tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama
Server-i Kâinat 'Önce evlenmen lâzım' buyururlar 'zira bununla dininin
yarısını emniyete alırsın!' Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve
'siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım' der.

Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de 'özel'

olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallALLAHü aleyhi ve sellem) ne kimseye
ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik
bir çare bulur 'yarın sabah mescide ilk gelenle evlen' buyururlar. Bu
teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler
düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.

Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir
ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç
altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o
kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.

Ama bakın şu işe ki o gece ALLAHü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku
verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.
Resulullah Efendimiz (sallALLAHu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak
sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.

Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.
Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.

Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı
sahabeye döner 'Ey Süheyb' buyururlar, 'şimdi hanımına bir hediye al ve tut
elinden evine götür.'Suheyb RadıyALLAHu anh ellerini çaresizlikle iki yana
açar. 'İyi ama' diye mırıldanır, 'benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de
sığınacak evim var.'

Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan
süslü bir heybe gönderir ve 'filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim' der.

Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.

Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla
konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki
hurma alır ve 'Ya Hifa' der, 'biliyorum sen benim için bulunmaz bir
nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen
sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim
zira
Efendimiz (SallALLAHü aleyhi ve sellem) 'Cennette yüksek bir çardak vardır.
Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.' buyurdular.

Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr
ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize
anlatır ve onları ALLAHü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.

Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur 'Ey
Süheyb' buyururlar 'geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?'
Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle 'ALLAHın Resulü en
iyisini bilir' cevabını verir.

Efendimiz onlara 'ne mutlu size' gibilerinden bakar, 'İkiniz de
cennetliksiniz' buyururlar, '... ve ALLAHü teâlâyı göreceksiniz!' Süheyb
derhal secdeye kapanır ve 'Ya Rabbi!' diye yalvarır, 'o ki beni mağfiret
ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!'

ALLAHü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde
bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallALLAHu aleyhi ve
sellem) 'Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da
ruhunu Hakka teslim etti' buyururlar.

Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır.
İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
Birine 'Şükredenlerden Suheyb' yazarlar, öbürüne 'Sabredenlerden Hifa!'...*
yok Bakalım Kim Ne Yazmış?Sende Yorum Yazmak İstermisin?Bağlantı

16/5/2008 - İPİN HESABI

Kategori: DINI HIKAYELER

İPİN HESABI
    Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş. Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal, "Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş. Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar. "O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış.
    - Tamam, servetin yarısı senin, demişler.
    - Aman,demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?

* * *

   
Hayatını ve hayatın içerisinde istifade edilen lütufların hesabını vermek hafife alıncak şey değildir.

yok Bakalım Kim Ne Yazmış?Sende Yorum Yazmak İstermisin?Bağlantı

16/5/2008 - kefeniniz sizin olsun

Kategori: DINI HIKAYELER

Kefeniniz sizin olsun
Bir ihtiyar... Ömrünün son demlerini yaşamakta... Yolculukta...Azığı bitmiş. Aç. Susuz. Bir kasabaya  geliyor. Camiye gidiyor... Hoş geldin diyen yok, perişan haline bakıp bir ihtiyacın var mı diyen yok. Sadece boş ve donuk gözlerle bakıyorlar... Akşam oluyor.. Namaz. Yatsı oluyor. Namaz. Buyur eden yok. Tek başına camide. Allah'ın evinde. Allah'ın misafiri. O gece ölüyor. Belki  de açlıktan.

Sabah namazına gelen aynı insanlar. Yabancıya karşı vazifelerini yapıyorlar. Yıkıyorlar, kefenliyorlar ve gömüyorlar.

Gömüldüğünün gecesi  gene sabah namazı. O da ne; Mihrapta bir kefen. Kefen. Bir kağıt. Kağıt boş değil. Bir yazı:
- Biz size bir misafir gönderdik. Hem yorgundu. Hem de aç. Onu misafir etmediniz. Ne yedirdiniz ne de içirdiniz. Alı istemiyoruz. Kefeniniz de sizin olsun!

Aman...  Aman... Dikkat. Gelen Allah misafiridir... Aman... Aman ha

yok Bakalım Kim Ne Yazmış?Sende Yorum Yazmak İstermisin?Bağlantı


<- Son SayfaSonraki Sayfa ->
Hayat'a dair güzellikleri paylaşmak için burdayım...
kelebeğim:)

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
kelebeğim:)
10 marifet yazılarım
kelebeğim:)
kelebeğim:)