MUTLULUĞU ARAYAN MİLYONER

2001 yılında kardeşimiz Fehd, Halit isimli bir arkadaşıyla birlikte tedavi maksadıyla Bahreyn’e seyahat etti. Her ikisi de salih insanlardı.

Bahreyn’e ulaştıklarında oradaki bir otelde konakladılar. Halit yorgunluktan dolayı hemen uykuya teslim olmuştu. Fehd ise tek başına dışarı çıkıp yürüdü ve karnını doyuracak bir lokanta aradı.

Bundan sonrasını Fehd şöyle anlatıyor:

Ben neredeyse yolun ortasından bu şekilde yürürken, küçük ama çok kalabalık bir lokanta dikkatimi çekti. Kendi kendime, eğer bu lokanta seçkin bir mekan olmasaydı, dar olmasına rağmen bu kadar insan ona rağbet etmezdi, diye düşünerek oraya yöneldim. Kapıyı iterek içeri girdim ve sağıma soluma bakınarak oturacak boş bir yer aradım. Fakat maalesef hiç boş yer bulamadım.

O esnada lokanta müdürünü karşımda buldum. Gülümseyerek beni karşıladı ve “Pencere önünde sana özel bir masa hazırlatmamı ister misin?” dedi.

Ben ise hiç tereddüt etmeden “Evet, lütfen” dedim.

Böylece tek başıma oturup yemeği beklemeye başladım.

Tam bu sırada lokantanın önünde son derece lüks bir otomobil durdu. İçinden zengin olduğu her halinden belli olan araba sahibi indi. Lokantadaki görevlilerden birkaçı kendisini karşılamak üzere hemen ona doğru koşuşturdular.

Adam beni görünce, bakışlarını üzerimden ayırmadı ve beni süzmeye başladı. Sonunda yanıma geldi ve oturmak için izin istedi. Ben de oturabileceğini söyledim.

Karşıma oturduğunda ağzından çok kötü bir koku gelmeye başladı. Ben sonunda sandalyemi yan çevirerek oturdum ki, ondan uzaklaşabileyim. Ama bunun bile faydası olmamıştı.

Bir süre devam eden suskunluğu ilk bozan o olmuştu. Bana “Üstadım, benim kötü ağız kokumdan rahatsız oldun, değil mi?” deyince, ben kibarca “Evet doğru” dedim.

Adam, “Üstadım, ben on iki senelik bir alkoliğim ve alkolü bırakmayı başaramıyorum. Damarlarımda alkol akarken onu nasıl bırakabilirim ki?!” diyerek karşılık verdi.

Ben adama, “La havle vel la kuvvete illa billah. Gerçekten zor bir durum” dedim.

Öylece suskun vaziyette kaldık. Birkaç saniye sonra adam üfleyip püflemeye ve uzun uzun iç geçirmeye başladı. Bunun üzerine ben ona, “Estağfirullah kardeşim, üfleyip püflemek yerine Allah’ı anıp seni bu sıkıntılı durumdan kurtarması, içini rahatlatması ve içinde bulunduğun belaya karşı sana yardım etmesi için dua etmelisin” dedim.

Adam , “Üstadım, benim milyarlarım var. Evliyim ve beş tane de çocuğum var; ne beni ziyaret ederler ne de telefon yoluyla bile olsa hatırımı sorarlar!!” diyerek şikayet etmeye ve içini dökmeye başladı. Ardından, “Allah uyuşturuculara lanet etsin” diye iki kez tekrarladı.

Ben onun sözünü keserek, “Olayın uyuşturucuyla ne ilgisi var” deyince, “Ben bir uyuşturucu kaçakçısıyım, üstadım” dedi. Şaşırıp kalmış ve dehşete düşmüştüm. “Eğer gitmemi istiyorsan hemen giderim, sana kızmam” dedi.

Hayretle karışık kısa bir suskunluktan sonra “Hayır, otur yemeğimizi yiyelim” dedim.

Birkaç saniye geçmeden yemeğimiz geldi ve karnımızı doyurduk. Ardından garson hesabı getirdi. Milyoner adam elini cebine sokarak bir tomar kağıt para çıkardı ve onları masaya, benim önüme koyarak şöyle dedi: “Bak üstadım, burada tam otuz iki bin dolar var. Hepsi de haram yoldan kazanıldı. Faturayı sen öde ki, Allah beni senin temiz ve helal malından yemekle nasiplendirsin.

Faturayı ödedim ve dışarı çıktık. Milyoner bana “Üstadım, benim sana gerçekten ihtiyacım var. Ne olur, yalvarırım beni bu şaşkınlık ve azab içinde bırakıp gitme” dedi.

Ona “Merak etme, Allah’ın izniyle, gücüm yettiği derecede sana yardımcı olacağım” diye karşılık verdim.

Adam, “Ben sana kendimi çok yakın hissettim. Seninle oturunca rahatladım. Hadi senin seçeceğin herhangi bir yere gidip oturalım” deyince ona, “Şimdi olmaz, ama yarın sabah seninle buluşmak üzere tekrar dönerim inşallah. Yolculuktan dolayı bugün yorgunum. Ayrıca arkadaşımı da otelde tek başına bıraktım. Belki de şu an beni merak ediyordur” dedim.

Çehresi değişti. Üzüldüğü anlaşılıyordu. “Tamam, tamam. Şu kartımı al, üzerinde telefon numaram var” dedi. Kartı ondan alarak otele yöneldim. Biraz sonra aynı adam arabasıyla yanımdan geçerken, arabayı durdurarak camı açtı ve bana seslenerek “Üstadım beni mazur gör. Azim olan Allah’a yemin olsun ki, yanıma binmenden şeref duyarım. Ne var ki, bu arabayı haram malla aldım. Neyim varsa, hepsi haram içinde haram. Seni haram bir koltuğa oturtmak istemiyorum” dedi ve yoluna devam etti.

Otele vardığımda arkadaşım Halid uyanmıştı. Milyoner adamla aramda geçenleri ona anlattım. Halid adama çok şaşırdı. Birlikte onu kahvaltıya çağırmaya ve bu vesileyle kendisini hayra, hidayete ve ıslaha yöneltmek için bir şeyler yapmaya verdik.

Sabah saat dokuzda milyoner adamı arayarak, kalığımız otele kahvaltıya davet ettim. Hemen geldi ve birlikte oturduk. Arkadaşım Halid ona güzel ve etkileyici sözlerle öğüt ve telkinde bulundu. Adamın gerçekten de son derece etkilendiği her halinden belliydi. Gözlerinin dolduğunu ve gözyaşlarının yanaklarına taştığını gördüm.

Sonunda milyoner adam ellerini göğe açarak “Allah’ım senden bağışlanma diliyorum. Allah’ım, beni bağışla, beni bağışla” demeye başladı.

Kendisine umre yapmak üzere Beytullahı ziyaret etmeyi teklif ettim. Ona umrenin faziletlerinden ve olumlu psikolojik etkilerinden bahsettim.

Adam, kendisine düşünmek için zaman tanımamızı, öğlen saat birden önce bizi arayarak cevap vereceğini söyledikten sonra ayrıldı.

Saat tam on iki’de odanın telefonu çalmaya başladı. Halid ahizeyi kaldırdı ve bana arayan kişinin milyoner arkadaşımız olduğunu işaret etti. Halid ona umre için yanına bir kuruş bile almamasını şart koştu.

Akşam saat dokuz buçukta üçümüz Mekke’ye doğru yola çıktık. Mîkat’a vardığımızda adam üzerindeki elbiseleri çıkararak kendisi için satın aldığımız ihramı giydi ve çıkardığı tüm elbiseleri çöpe atarak, “Bu haram kıyafetlerin benim vücudumu terk etmeleri gerekir” dedi. Umre görevini yerine getirdikten sonra ihramlarımızı çıkarmak için Harem’den çıkmaya ve kalacak bir yer aramaya karar verdik. Fakat adam üzgün bir sesle “Beni burada bırakın oturayım, siz gidin” dedi. Biz de, “Tabi ki” dedik ve ona yerinden ayrılmamasını tembihledik.

Bir saati aşkın bir vakitten sonra aynı yere döndüğümüzde, arkadaşımızın yerinde ve uyuyor vaziyette bulduk. Ter içerisinde kalmıştı. Onu uykudan uyandırarak zemzem kuyusuna götürdük. Sudan içtikten sonra üzerine de dökmemizi istedi. Biz de tüm vücudu ıslanana dek üzerine zemzem döktük.

Ardından, dinlenmek üzere konaklayacağımız yere gittik. Ama o birkaç dakika sonra Harem’e dönmek için bizden izin istedi. Biz de gidebileceğini söyledik. On riyale aldığımız basit elbiseleri giydikten sonra Hareme gitmek üzere çıktı. Daha önce giydiği elbiselerin değeri beş yüz riyalin üzerinde idi.

Sabah namazından sonra Haremde onunla karşılaştık. Kendisine selam verdik. O anda yüzünde parlayan aydınlığı ve huzurlu gülümseyişi fark ettik. Bizden, özel bir zaruretten dolayı kendisini harem imamlarından birine götürmemizi talep etti.

Epeyce çabaladıktan sonra, yatsı namazının ardından bürosunda görüşmek üzere Harem imamlarından birinden randevu almayı başardık.

Vakit gelince hep birlikte bizi bekleyen imamın yanına girerek kendisine selam verdik. Ardından, arkadaşımız imama yaklaşarak, “Değerli hocam! Benim üç milyon dolarım var ve hepsi haram yolla kazanılmış. Bugün ise ben Allah’a tevbe ettim ve ona yöneldim. Bu paraları ne yapmamı tavsiye edersiniz?” dedi.

Şeyh büyük bir sükunetle “Onları fakirlere ve muhtaçlara verirsin” dedi.

Milyoner, “Miktar çok fazla ve ben bu kadar miktarı nasıl dağıtacağımı bilemiyorum. Bana yardım edemez misiniz?” dedi.

Şeyh “Seni bazı hayırseverlere götürürüm onlar bu malın dağıtımında sana yardımcı olurlar” dedi.

Aynı gün Bahreyn’e dönerek paraları bir Suud bankasına aktardık. İki gün sonra Mekke’ye döndük ve orada üç gün daha kaldıktan sonra Kuveyt’e geri dönmemiz gerektiğini söyleyerek arkadaşımızla vedalaştık. Birkaç gün sonra geri döneceğimize dair de ona söz verdik.

Söylediğimiz gibi dört gün sonra Mekke’ye geri döndük. Uzunca bir arayıştan sonra bir zamanlar milyoner olan arkadaşımızı orada Harem’deki geçitlerden birinde Harem’de temizlik görevlisi olanlara ait bir kıyafetle ve elinde süpürgeyle bulduk. O esnada koridoru süpürmekteydi. Onunla sıcak bir biçimde kucaklaştık. O ise bir taraftan bizi görmekten duyduğu hoşnutluğu sergilerken bir taraftan da, hadi beni tebrik etsenize, tebrik etsenize, diyordu. Kendisine “Seni niye tebrik edeceğiz?” diye sorduğumuzda, “Çünkü burada Harem’de temizlik görevlisi oldum. Altı yüz riyal de maaş alacağım. Ayrıca barınma yerim ve gidiş geliş masraflarım onlara ait. Kaldığım yer küçük bir oda Afrika’lı iki kardeşle paylaşıyoruz orayı."

Biz de onu kendisine helal kazanç getirecek olan bu görevden dolayı tebrik ettik.

Bugün olayın üzerinden tam bir sene geçti ve bu şahıs halen Harem’de temizlik işçisi. Şu an Allah’ın aziz kitabını, Sahihi Buhari’yi ve Sahihi Muslim’i ezberlemekle meşgul…

Allahu Teala şöyle buyurur: “Rabbimiz Allah deyip sonra (bunun gereği neyse) dosdoğru yerine getirenlerin üzerine melekler inerler ve korkmayın, üzülmeyin ve size vaat edilmiş olan cennetle sevinin, derler.” (Fussilet: 30)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !